Haber Özeti: Azerbaycan, Sırbistan'ın Niş kentinde büyük bir doğal gaz santrali kurmak için ön anlaşma imzalayarak Avrupa'daki en büyük yatırımlarından birine start verdi. Bu hamleyle birlikte iki ülke arasında enerji ihracatı ve ulaştırma koridorları konusunda stratejik bir ortaklık dönemi resmen başladı.
Azerbaycan ve Sırbistan Enerji Anlaşması Detayları Nelerdir?
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Belgrad ziyareti sırasında Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ile bir araya gelerek stratejik ortaklığın sınırlarını genişletti. Görüşmelerin odak noktasını oluşturan enerji işbirliği, sadece ham madde tedarikiyle sınırlı kalmayıp, Sırbistan topraklarında doğrudan üretim tesisleri kurulmasını da kapsıyor. Özellikle Niş kentinde inşa edilmesi planlanan doğal gaz enerji santrali, Azerbaycan'ın Avrupa coğrafyasındaki en iddialı ve yüksek bütçeli yatırımlarından biri olarak kayıtlara geçecek.
Projenin tasarım aşamasının önümüzdeki 3 ay içinde tamamlanması hedeflenirken, tesisin inşaat süreciyle birlikte Balkanlar'daki enerji arz güvenliğinin tahkim edilmesi amaçlanıyor. İlham Aliyev, Azerbaycan'ın halihazırda 2 megavatlık kullanılmayan elektrik üretim kapasitesine sahip olduğunu vurgulayarak, bu potansiyelin Sırbistan ile paylaşılacağını ifade etti. Bu durum, Bakü'nün sadece bir kaynak ülkesi değil, aynı zamanda bölgesel bir enerji operatörü olma vizyonunu pekiştiriyor.
Sırbistan Doğal Gaz Santrali Projesi Bölgeyi Nasıl Etkiler?
Sırbistan ile Azerbaycan arasındaki bu yakınlaşma, geçen yıl imzalanan ve doğal gaz akışını başlatan protokollerin çok daha ötesine geçiyor. Geçtiğimiz yıl Sırbistan'ın enerji ithalatında çeşitliliğe gitme kararı sonrası Azerbaycan gazı alternatif bir rota olarak öne çıkmıştı; ancak yeni anlaşma ile gazın doğrudan elektriğe dönüştürülmesi planlanıyor. Bu hamle, Sırbistan'ın iç pazarındaki enerji maliyetlerini düşürme potansiyeli taşırken, aynı zamanda ülkeyi komşu Balkan ülkelerine enerji ihraç eden bir merkez konumuna getirebilir.
Hazar Denizi'nden gelen enerjinin Sırbistan'da işlenerek katma değer yaratması, Avrupa Birliği'nin enerji çeşitliliği stratejileriyle de paralellik gösteriyor. Bakü ve Belgrad arasındaki bu 'enerji köprüsü', ulaştırma ve lojistik hatlarının da güçlendirilmesiyle destekleniyor. Aliyev'in açıklamalarına göre, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı santrallerin de gündeme gelmesi, bölgedeki yeşil enerji dönüşümünü hızlandıracak bir katalizör işlevi görecek.
Vatandaşın Ekonomisi Bu Yatırımlardan Nasıl Etkilenecek?
Sırbistan ve çevre ülkelerde yaşayan vatandaşlar için bu yatırımlar, daha istikrarlı bir enerji arzı ve uzun vadede daha öngörülebilir faturalar anlamına geliyor. Enerji üretim kapasitesinin artması, sanayi üretimindeki girdi maliyetlerini düşürerek genel fiyat istikrarına katkı sağlayabilir. Ayrıca telekomünikasyon, gıda güvenliği ve sağlık gibi alanlarda imzalanan diğer 6 anlaşma, iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırarak yeni istihdam alanlarının açılmasına zemin hazırlayacaktır.
Azerbaycan'ın Avrupa'ya yönelik enerji sevkiyatındaki artış, Türkiye üzerinden geçen TANAP gibi hatların stratejik önemini de dolaylı yoldan artırıyor. Bölgesel refahın artması, Balkanlar'daki ekonomik entegrasyonu güçlendirirken, tüketicilerin enerji kesintileri veya arz krizlerine karşı daha dirençli bir altyapıya kavuşmasını sağlayacaktır.
Azerbaycan'ın Avrupa Enerji Politikası ve Tarihsel Süreç
Azerbaycan'ın Avrupa'nın enerji güvenliğindeki rolü, 1994 yılında imzalanan 'Yüzyılın Kontratı'ndan bu yana sistematik bir şekilde büyümeye devam ediyor. 2020 yılında Güney Gaz Koridoru'nun tamamlanmasıyla birlikte Bakü, İtalya'dan Balkanlar'a kadar geniş bir coğrafyanın ana tedarikçilerinden biri haline geldi. Uzmanlar, Azerbaycan'ın son 10 yılda enerji politikasını sadece ham madde satışı üzerine değil, hedef ülkelerde altyapı yatırımı yapma üzerine kurguladığını belirtiyor.
Eski Azerbaycan Enerji Bakanlarının geçmişteki 'Avrupa'nın güvenilir limanı olma' açıklamaları, bugün Sırbistan'da somutlaşan santral yatırımlarıyla stratejik bir olgunluk evresine ulaştı. Sırbistan-Azerbaycan Stratejik Ortaklık Konseyi'nin ilk oturumunda alınan bu kararlar, iki ülke arasındaki münasebetlerin basit bir ticari ilişkiden çok, karşılıklı bağımlılığa dayalı kalıcı bir müttefikliğe dönüştüğünü kanıtlıyor.