Haber Özeti: Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, yerli yapay zeka kapasitesini artırmak ve dijital şirketlerin küresel rekabet gücünü yükseltmek amacıyla veri merkezlerinden girişim sermayesi fonlarına kadar geniş kapsamlı bir destek paketi açıkladı.
Dijital Teknoloji Ekosisteminde Yeni Dönem Başlıyor mu?
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Dijital Teknolojiler İş Konseyi ile gerçekleştirdiği stratejik toplantıda, Türkiye'nin teknoloji tabanlı kalkınma yol haritasını netleştirdi. Bakanlık, özellikle yapay zeka uygulamaları, dijital altyapılar ve inovasyon odaklı regülasyonlar üzerinde yoğunlaşarak yerli dijital şirketlerin global pazarda daha aktif rol oynamasını hedefliyor.
Hükümetin bu hamlesi, sadece bir destek programı değil, aynı zamanda HİT-30 gibi yüksek teknoloji yatırımlarını kapsayan geniş bir vizyonun parçası olarak görülüyor. Dijitalleşme süreçlerinin tüm sektörlere entegre edilmesi, Türkiye'nin ihracat kalemlerinde teknoloji yoğunluğunun artırılması adına kritik bir eşik olarak kabul ediliyor. Bu stratejiyle birlikte, yerli yazılım ve donanım çözümlerinin sanayi üretimine doğrudan katkı sağlaması bekleniyor.
Yapay Zeka ve Veri Merkezi Yatırımları Nasıl Şekillenecek?
Türkiye'nin veri egemenliği ve işlemci gücü kapasitesini artırmak adına TÜBİTAK ULAKBİM ARF Süperbilgisayarı ve EuroHPC ortaklıkları gibi devasa projeler hız kazanıyor. Geçtiğimiz yıl teknoloji yatırımlarına ayrılan bütçenin reel olarak artırılmasıyla birlikte, 2026 yılı itibarıyla ulusal veri merkezi kapasitesinin iki katına çıkarılması planlanıyor. Bu durum, veri güvenliğinin yerlileştirilmesi açısından stratejik bir önem taşıyor.
Girişim sermayesi ekosistemini canlandırmak adına Bilişim Vadisi Girişim Sermayesi Fonu ve Kalkınma Ajansları Fonların Fonu gibi enstrümanlar devreye alınıyor. Özellikle hisseye dönüştürülebilir tahvil düzenlemesi gibi modern finansal araçların kullanımı, teknoloji girişimlerinin finansmana erişimini kolaylaştırarak Türkiye'nin yeni "unicorn"lar çıkarmasının önünü açıyor. 2023 yılı verileriyle kıyaslandığında, girişim sermayesi yatırımlarının çeşitliliği ve hacmi belirgin bir büyüme ivmesi yakalamış durumda.
Türkiye Tech Visa ve Yetenek Transferi Vatandaşı Nasıl Etkileyecek?
Teknoloji alanındaki insan kaynağı ihtiyacını karşılamak için başlatılan Türkiye Tech Visa programı, yurt dışındaki nitelikli yazılımcıların ve teknoloji girişimcilerinin Türkiye'ye çekilmesini hedefliyor. Bu durum, yerel iş gücüyle küresel tecrübenin harmanlanmasını sağlayarak genç yazılımcılar için yeni istihdam ve öğrenme kapıları aralayacak. Terminal İstanbul gibi devasa kuluçka merkezleri, girişimci ruhlu gençler için dünya standartlarında çalışma ortamı sunacak.
Eğitim tarafında ise TEKNOFEST ve Deneyap Türkiye atölyeleriyle başlayan süreç, Milli Teknoloji Akademisi ve Sektör Kampüste programlarıyla profesyonel bir boyuta taşınıyor. KOBİ'lerin dijital dönüşümü için KOSGEB-EBRD iş birliğiyle sağlanan finansman destekleri, küçük işletmelerin verimliliğini artırarak vatandaşın daha kaliteli ve uygun maliyetli hizmete ulaşmasına katkı sunacak. Model fabrikalar aracılığıyla sanayideki dijitalleşme hızı, doğrudan ekonomik büyüme ve enflasyonla mücadele kapasitesini de olumlu etkileyecek.
Türkiye'nin Milli Teknoloji Hamlesi Geçmişten Bugüne Nasıl Geldi?
Türkiye, son on yılda savunma sanayiinde yakaladığı yerlileşme başarısını sivil teknoloji alanına yaymak için kapsamlı bir transformasyon yaşıyor. Eski Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank döneminde temelleri atılan Milli Teknoloji Hamlesi vizyonu, bugün Mehmet Fatih Kacır liderliğinde daha çok yapay zeka ve dijital finansman odaklı bir evreye geçti. Uzmanlar, bu sürekliliğin yatırımcı güvenini artırdığına ve Türkiye'yi bölgesel bir teknoloji üssü haline getirdiğine dikkat çekiyor.
Bakan Kacır'ın vurguladığı "küresel rekabet gücü", sadece iç pazar odaklı değil, ihracat odaklı bir dijital ekonomi modelini işaret ediyor. Bu doğrultuda yapılan regülasyonların, Avrupa Birliği'nin dijital hizmetler yasasıyla uyumlu hale getirilmesi de yerli şirketlerin Avrupa pazarına girişini kolaylaştıracak stratejik bir hamle olarak değerlendiriliyor.