Haber Özeti: Japonya'da Başbakan Takaiçi Sanae liderliğindeki LDP, Temsilciler Meclisi'nde 316 sandalye kazanarak tarihi bir zafer elde etti. Bu zaferin ardından piyasalar, agresif mali genişleme ve gıda vergilerinde indirim beklentisiyle çalkalanırken, 10 yıllık tahvil faizleri yüzde 2,27 seviyesine tırmandı.
Japonya Seçim Sonuçları Piyasaları Nasıl Etkiledi?
Japonya siyasetinde İkinci Dünya Savaşı sonrasının en güçlü temsil oranına ulaşan Liberal Demokrat Parti (LDP), 465 sandalyeli alt kanatta 316 koltuk alarak nitelikli çoğunluğu ele geçirdi. Bu sonuç, piyasalarda 2022 yılında hayatını kaybeden eski Başbakan Abe Şinzo’nun genişlemeci ekonomi modeline geri dönüleceği beklentisini perçinledi. Takaiçi Sanae’nin büyüme odaklı söylemleri Nikkei 225 endeksini zirveye taşırken, kamu harcamalarının finansmanına dair endişeler tahvil piyasasında satışları beraberinde getirdi.
Yatırımcıların 'Takaiçi Ticareti' olarak adlandırdığı bu yeni dönem, özellikle devlet tahvili ihraçlarının artabileceği korkusuyla 10 yıllık tahvil faizlerini 4 baz puan yukarı taşıdı. Rabobank FX Stratejisti Jane Foley, elde edilen süper çoğunluğun Takaiçi’ye politikalarını uygulama konusunda devasa bir zemin sunduğunu ancak Japonya Merkez Bankası (BoJ) üzerindeki baskının tahvil yatırımcılarını tedirgin ettiğini vurguluyor. Geçen yılın aynı döneminde daha temkinli bir mali yapı izlenirken, bugün 310 sandalye eşiğinin aşılması radikal kararların önünü açıyor.
Gıda Vergilerindeki İndirim Enflasyonu Nasıl Şekillendirecek?
Yeni yönetimin en dikkat çeken vaatlerinden biri, gıda ürünlerine uygulanan satış vergisinin iki yıl süreyle askıya alınması oldu. Capital Economics uzmanı Marcel Thieliant, bu hamlenin GSYH'nin yüzde 0,8'i kadar bir gelir kaybına yol açabileceğine dikkat çekiyor. Bu durum, tüketici fiyatlarını aşağı çekerek manşet enflasyonu geçici olarak negatif bölgeye taşıma riski barındırıyor. Vergi indirimi vatandaşı doğrudan rahatlatacak bir hamle gibi görünse de, bütçe disiplini açısından soru işaretleri yaratıyor.
Piyasalar, Takaiçi’nin başbakanlık koltuğuna oturmadan önce BoJ’un faiz artırımlarını 'saçma' olarak nitelendirdiğini hatırlıyor. Ancak güncel tabloda, Başbakan'ın para politikasını bankaya bırakma geleneğine sadık kalmaya başladığı gözlemleniyor. Yine de uzmanlar, ilerleyen süreçte merkez bankası kadrolarının daha 'güvercin' isimlerle şekillendirilebileceğini öngörüyor. Japonya'nın devasa iç tasarruf birikimi ise olası bir kur krizine karşı en büyük kalkan olmaya devam ediyor.
Ekonomi Politikalarındaki Bu Değişim Vatandaşı Nasıl Etkileyecek?
Hükümetin devasa ek bütçe onayı ve vergi indirimleri, Japon halkının alım gücünü kısa vadede destekleyecek bir unsur olarak öne çıkıyor. Özellikle gıda enflasyonunun küresel çapta hissedildiği bir dönemde vergi askıya alma kararı, hanehalkı bütçesine doğrudan katkı sağlayacak. Ancak kamu harcamalarındaki bu artışın enflasyonist baskıyı uzun vadede tetiklemesi, günlük yaşam maliyetlerini farklı kalemlerde yukarı çekebilir.
Tarihsel sürece bakıldığında Japonya, yıllardır deflasyonla mücadele eden ve 'kayıp on yıllar' olarak adlandırılan durgunluk dönemlerinden çıkmaya çalışan bir ekonomi portresi çiziyor. Abe Şinzo döneminde başlayan ve 'üç ok' olarak bilinen politikaların bir devamı niteliğindeki bu süreç, Japonya'nın yeniden küresel finansın en dinamik ama en riskli bölgelerinden biri haline gelmesine neden oluyor. Mevcut yüzde 2,27'lik tahvil faizi, ülkenin düşük faiz geçmişiyle kıyaslandığında yatırımcılar için yeni bir normalin başlangıcı sayılıyor.