Haber Özeti: Üniversite hastanelerinde görev yapan sağlık personeli, Sağlık Bakanlığı kadrolarına göre çok daha düşük ücretlerle çalışırken; tıp fakültelerinin döner sermaye yetersizliği nedeniyle akademik kadroların finansal çöküş yaşadığı vurgulanıyor.
Üniversite Hastanelerinde Ücret Dengesizliği Neden Giderilemiyor?
Türkiye'deki sağlık sisteminin en köklü kurumları olan üniversite hastaneleri, son yıllarda derinleşen bir finansal krizle karşı karşıya kalmış durumda. CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala tarafından TBMM'de yapılan açıklamaya göre, Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerde çalışan personelin aldığı ek ödemeler ve taban ücretler ile üniversite hastanelerindeki mevkidaşları arasında kabul edilemez bir uçurum bulunuyor. Bu durum, nitelikli akademik personelin kamu üniversitelerinden ayrılarak özel sektöre geçişini hızlandıran en temel faktör olarak öne çıkıyor.
Üniversite hastanelerinin mevcut ekonomik yapısı, sadece kendi gelirleriyle ayakta kalmalarına imkan tanımıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) ödediği SUT fiyatlarının maliyetlerin altında kalması, hastanelerin döner sermaye havuzlarını kuruturken; bu havuzdan pay alan asistan hekimler, hemşireler ve teknisyenler Sağlık Bakanlığı'ndaki meslektaşlarının çok gerisinde bir gelir seviyesine mahkum ediliyor. Kayıhan Pala, bu eşitsizliğin giderilmesi için hükümetin, Milli Eğitim Bakanlığı'nın ve Sağlık Bakanlığı'nın ivedilikle ortak bir masa kurması gerektiğini ifade ediyor.
Sağlık Bakanlığı ile Üniversite Hastaneleri Arasındaki Fark Ne Kadar?
Geçtiğimiz yıllarda yapılan "Beyaz Reform" düzenlemeleriyle Sağlık Bakanlığı bünyesindeki personelin özlük haklarında iyileştirmeler yapılmış olsa da, tıp fakülteleri bu sürecin dışında bırakılmış ya da düzenlemeler üniversitelerin kısıtlı bütçelerine takılmıştır. 2023 ve 2024 verilerine bakıldığında, benzer uzmanlık derecesine sahip iki hekim arasında sadece kurum farkı nedeniyle oluşan gelir farkı, bazı branşlarda iki katına kadar çıkabiliyor. Bu adaletsizlik, tıp eğitiminin kalitesini doğrudan tehdit eden bir beyin göçüne zemin hazırlıyor.
Ekonomik destek paketlerinin sadece teknolojik altyapı ile sınırlı kalmaması, personel kadrolarının da desteklenmesi gerekiyor. Üniversite hastaneleri Türkiye'nin en karmaşık vakalarının çözüldüğü referans merkezleri olmasına rağmen, personel başına düşen iş yükü artarken alınan ücretin azalması, sistemin sürdürülebilirliğini imkansız kılıyor. Akademik kadroların motivasyon kaybı, geleceğin hekimlerinin yetiştiği bu gözbebeği kurumların bilimsel üretim kapasitesini de aşağı çekiyor.
Üniversite Hastanelerindeki Kriz Vatandaşı Nasıl Etkiler?
Hastanelerdeki bu ekonomik darboğaz, vatandaşın kaliteli sağlık hizmetine erişimini doğrudan engelliyor. Uzman doktorların ve profesörlerin düşük ücretler nedeniyle istifa etmesi, tıp fakültelerinden randevu almayı neredeyse imkansız hale getiriyor. Vatandaşlar, en karmaşık cerrahi operasyonlar veya kanser tedavileri için yetkin hoca bulmakta zorlanırken, asistan hekimlerin üzerindeki nöbet yükü ve ekonomik stres, hatalı tıbbi uygulama risklerini de beraberinde getiriyor.
Eğer üniversite hastanelerine beklenen finansal ve teknolojik destek sağlanmazsa, kamu sağlık sisteminin en üst basamağı tamamen çökmeye mahkum kalacak. Bu durum, dar gelirli vatandaşın en iyi sağlık hizmetine ücretsiz erişme hakkının elinden alınması anlamına geliyor. Kayıhan Pala, çözümün basit olduğunu ancak siyasi iradenin tıp fakültelerini koruma görevini yerine getirmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye'de Tıp Fakültelerinin Tarihsel Süreci
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana tıp fakülteleri, sadece hastane değil aynı zamanda birer eğitim ve araştırma merkezi olarak kurgulanmıştır. 1980'lerden sonra uygulanan performans sistemi ve döner sermaye odaklı model, bu kurumları birer ticarethaneye dönüştürme riski taşımıştır. Geçmişte Türk Tabipleri Birliği ve çeşitli akademik odaların yaptığı uyarılarda da belirtildiği üzere, tıp eğitiminin piyasa koşullarına terk edilmesi, genel halk sağlığını onarılamaz şekilde bozmaktadır.