Haber Özeti: Türkiye genelinde üniversite sayısı 208'e yükselirken, öğrenci sayısı 6,7 milyonu aşarak yükseköğretimde fırsat eşitliği vizyonu pekiştirildi. Mersin'de yeni akademik tesislerin açılışını yapan Cevdet Yılmaz, savunma sanayiindeki yerli üretim başarısının sağlık ve teknoloji alanlarına da taşınacağını vurguladı.
Yükseköğretimde fırsat eşitliği nasıl sağlanıyor?
Türkiye'nin 81 iline yayılan üniversite ağı, sosyal mobilitenin en güçlü motoru haline gelmiş durumda. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bugün itibarıyla 129'u devlet ve 79'u vakıf olmak üzere toplam 208 üniversite ile gençlere kapı açıldığını belirtti. Bu yapı, sadece bir eğitim alanı değil, aynı zamanda Anadolu'nun her köşesindeki gencin devletin en üst kademelerine ulaşabilmesini sağlayan bir fırsat eşitliği zemini oluşturuyor.
Eğitimdeki bu niceliksel artış, beraberinde devasa bir barınma ve destek altyapısını da getirdi. Geçmişte on binlerle ifade edilen yurt kapasitesi, bugün 1 milyon yatağın üzerine çıkarak dünya standartlarında bir seviyeye ulaştı. Mersin özelinde ise 18 bin olan yurt kapasitesinin kısa sürede 20 bine çıkarılacak olması, öğrencinin barınma krizinden etkilenmeden akademik odaklı kalmasını hedefliyor.
Üniversiteler şehir ekonomisine nasıl katkı sunacak?
Üniversitelerin sadece bilgi aktaran kurumlar olmaktan çıkıp, bölge kalkınmasının lokomotifi olması hedefleniyor. Cevdet Yılmaz, üniversitelerin eğitim ve araştırma fonksiyonlarının yanına mutlaka kalkınma fonksiyonunu eklemesi gerektiğini hatırlattı. Bu durum, Mersin Üniversitesi gibi köklü kurumların şehrin sanayisiyle, tarımıyla ve sosyal sorunlarıyla entegre olması, zihinsel duvarları yıkarak dış dünyaya açılması anlamına geliyor.
Ekonomik verilerle desteklenen bu süreçte, geçen yıl hayata geçirilen projelerin üzerine yenileri ekleniyor. Özellikle GÜÇ Programı kapsamında 3 yıl için ayrılan 450 milyon Türk Lirası tutarındaki kaynak, 3 milyondan fazla gencin istihdam ve üretim süreçlerine katılımını destekleyecek. Bu teşvikler, mezuniyet sonrası işsizlik kaygısını azaltmayı ve gençleri üretim ekosistemine dahil etmeyi amaçlıyor.
Savunma sanayiindeki yerli model sağlığa mı taşınıyor?
Türkiye'nin savunma sanayiinde yakaladığı %80'leri aşan yerlilik oranı, şimdi stratejik bir hamleyle sağlık sektörüne rol model oluyor. Yılmaz, savunma alanındaki iradenin benzerinin yerli ve milli sağlık enstitüleri için de sergileneceğini müjdeledi. İlaç ve tıbbi cihaz üretiminde dışa bağımlılığın azaltılması, sadece ekonomik bir kazanım değil, aynı zamanda ulusal güvenlik meselesi olarak görülüyor.
Mersin Üniversitesi bünyesinde açılışı yapılan Güneş Enerjisi Santralleri ve temeli atılan Eczacılık Fakültesi gibi yatırımlar, bu stratejik dönüşümün yereldeki yansımalarıdır. Kamu alımlarının yüksek olduğu sağlık sektöründe yerli üretimin teşvik edilmesi, cari açığın kapatılmasında da uzun vadede kritik bir rol oynayacaktır.
Yükseköğretimde dönüşümün tarihsel arka planı nedir?
Türkiye, 2000'li yılların başında sınırlı sayıda üniversite ve kısıtlı bir kontenjanla eğitim veriyordu. 2006 yılında her ile bir üniversite projesinin başlatılmasıyla ivme kazanan bu süreç, yükseköğretimi elitist bir yapıdan çıkararak kitlesel bir forma dönüştürdü. Dönemin yetkilileri tarafından sıkça vurgulanan 'nitelikli insan kaynağı' hedefi, bugün yapay zeka ve yüksek teknoloji odaklı yeni nesil üniversite modelleriyle güncelleniyor.
Geleneksel eğitim metodolojisinden, sanayi ile iç içe geçmiş uygulama merkezlerine geçiş süreci devam ediyor. Cevdet Yılmaz'ın ifadesiyle Cumhuriyet'in özü olan fırsat eşitliği, bugün dijitalleşme ve bölgesel kalkınma odaklı projelerle modern dünyadaki yerini sağlamlaştırıyor.