Haber Özeti: Cumhurbaşkanı Erdoğan, resmi temaslarda bulunmak üzere Riyad'a giderek Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile stratejik bir görüşme gerçekleştirdi. Ziyaretin temel odağını savunma, enerji ve ticaret oluştururken, Türkiye'nin bölgedeki liderlik rolü bu temaslarla pekiştiriliyor.
Erdoğan'ın Riyad Ziyareti Neden Kritik?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, beraberindeki geniş heyetle birlikte Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da en üst düzeyde karşılandı. Yemame Sarayı'nda gerçekleştirilen baş başa görüşme ve heyetler arası toplantılarda, iki ülke arasındaki ticaret hacminin kısa vadede 10 milyar dolara çıkarılması hedefi en somut gündem maddelerinden biri olarak öne çıktı. Savunma sanayiinde ortak üretim ve teknoloji transferi gibi konuların ele alındığı bu zirve, Türkiye'nin Körfez sermayesiyle olan bağlarını daha yapısal bir zemine oturtma çabasının bir parçasıdır.
Görüşmenin zamanlaması, bölgedeki güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği bir döneme denk geliyor. Özellikle İsrail-Filistin hattındaki gerilim ve Kızıldeniz'deki güvenlik sorunları, Ankara ve Riyad arasındaki koordinasyonu her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu ziyareti, yalnızca ekonomik bir iş birliği değil, aynı zamanda bölgesel krizlere karşı ortak bir duruş sergileme iradesini temsil ediyor.
Ticaret Hacmi ve Ekonomik Beklentiler Ne Durumda?
Geçmiş verilere bakıldığında Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticaret hacmi, 2024 ve 2025 yıllarında ivme kazanarak 6-7 milyar dolar bandına yerleşmişti. Bu rakamın 2026 yılı itibarıyla katlanarak artması hedefleniyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın daha önceki açıklamalarında vurguladığı gibi, orta ve uzun vadedeki 30 milyar dolarlık hedef, Riyad'da imzalanacak yeni mutabakat zaptları ile destekleniyor. 2023 yılındaki karşılıklı ziyaretlerle başlayan 'normalleşme' süreci, bugün yerini dev projelerin ve doğrudan yatırımların konuşulduğu bir 'stratejik ortaklık' dönemine bıraktı.
Özellikle Türk müteahhitlik sektörünün Suudi Arabistan'ın 2030 vizyonu kapsamındaki mega projelerden aldığı payın artması bekleniyor. Geçen yıl bu dönemlerde Türk şirketlerinin Suudi Arabistan'daki proje hacmi milyar dolarlık sınırları zorlarken, yeni dönemde havacılık, dijital teknolojiler ve lojistik gibi alanlarda yeni kapıların açılması öngörülüyor. Bu durum, Türkiye'nin döviz girdisi ve ihracat kalemlerinin çeşitlenmesi açısından kritik bir önem taşıyor.
Sıradaki Durak Kahire: Türkiye-Mısır İlişkileri Nasıl Etkilenecek?
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Riyad'dan sonraki durağının Kahire olması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika politikasında yeni bir sayfa açıldığının göstergesidir. Mısır ile 2028 yılına kadar ticaret hacmini 15 milyar dolara çıkarma hedefi, Abdulfettah es-Sisi ile yapılacak görüşmenin ana eksenini oluşturacak. 2013 yılından sonra uzun süre maslahatgüzar düzeyinde yürütülen ilişkiler, 2023 sonunda büyükelçilerin atanması ve Erdoğan'ın 12 yıl aradan sonra gerçekleştirdiği tarihi ziyaretle tamamen rayına oturmuştu.
Bu diplomatik hamleler silsilesi, doğrudan Türk vatandaşının cebini ve bölgesel güvenliğini etkiliyor. Enerji maliyetlerinden gıda güvenliğine kadar pek çok alanda yapılacak iş birlikleri, bölgedeki istikrarsızlığın maliyetini azaltmayı hedefliyor. Uzmanlar, Ankara'nın hem Riyad hem de Kahire ile eş zamanlı olarak güçlendirdiği bağların, Türkiye'nin enerji merkezli jeopolitik konumunu tahkim edeceğini belirtiyor.
Dış Politikada Stratejik Dönüşümün Tarihçesi
Türkiye'nin Körfez ve Mısır ile olan ilişkileri, son on beş yılda büyük bir değişim geçirdi. 2010'lu yılların başında yaşanan gerilimler, 2020 yılından itibaren yerini 'kazan-kazan' ilkesine dayalı pragmatik bir yaklaşıma bıraktı. İletişim Başkanı Burhanettin Duran'ın da ifade ettiği üzere, bu ziyaretler konjonktürel bir yakınlaşmadan ziyade, bölge ülkelerinin güvenliği birlikte yönetme arayışının somut bir sonucudur.
Bugün gelinen noktada Türkiye, savunma sanayii ürünlerini ihraç eden ve bölgesel krizlerde arabuluculuk rolü üstlenen bir aktör olarak masada yer alıyor. Riyad ve Kahire ile kurulan bu güçlü köprüler, Türkiye'nin sadece ekonomik değil, askeri ve diplomatik caydırıcılığını da küresel ölçekte artırıyor.