Haber Özeti: Kanser tedavisi sonrası borç batağına düşen Yeşilçam oyuncusu Saadet Gürses, sektörden dışlandığını belirterek setlere dönmek ve geçimini sağlamak istiyor.
Saadet Gürses neden sinemaya geri dönmek istiyor?
Yeşilçam'ın emektar isimlerinden Saadet Gürses, 1997 yılında yakalandığı cilt kanserini 7 yıllık zorlu bir sürecin ardından mağlup etmeyi başardı. Ancak sağlık mücadelesini kazanmasına rağmen, sinema sektöründeki yerini kaybettiği için derin bir ekonomik buhrana sürüklendiğini açıkladı. 35 yıllık meslek hayatına yaklaşık 200 film sığdıran usta oyuncu, uzun süredir iş bulamadığı için ciddi bir borç yükü altında olduğunu ifade ederek, sadece mesleğini yaparak hayata tutunmak istediğini vurguladı.
Usta sanatçı, Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Tarık Akan ve Kemal Sunal gibi dev isimlerle kamera karşısına geçtiği günleri özlemle anarken, şu anki yalnızlığının yarattığı psikolojik tahribata dikkat çekti. Yaşadığı sağlık sorunlarının ardından setlerden uzak kalması, sinema emekçilerinin sektör dışına itildikten sonra karşılaştığı güvencesiz hayatın somut bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Gürses, kimseden karşılıksız yardım istemediğini, sadece yeteneğini sergileyebileceği bir rol verilmesini beklediğini dile getirdi.
Yeşilçam oyuncuları neden borç batağına düşüyor?
Sinema sektöründeki sirkülasyonun hep aynı isimler etrafında döndüğünü savunan Saadet Gürses, yapımcıların ve yönetmenlerin vefasızlığından dert yanıyor. Geçmişte bir filmin bütçesinin büyük bir kısmı prodüksiyona giderken, günümüzde reklam ve popülerlik odaklı oyuncu seçimleri, eski toprak sanatçıların yaşam alanını kısıtlıyor. Gürses, "Bir Allah'ın kulu da çıksın desin ki şu kız da bir iki film çeksin" diyerek, sektördeki tekelleşmenin emektarlar üzerindeki yıkıcı etkisini somutlaştırdı.
Geçmiş yıllarda, özellikle 90'lı yılların sonuna kadar Yeşilçam oyuncuları için sosyal güvence ve telif hakları yasaları bugünkü kadar gelişmiş değildi. Bu durum, çalışma hayatı kesintiye uğrayan oyuncuların hızla ekonomik çöküş yaşamasına neden oluyor. Saadet Gürses de bu sistemin kurbanlarından biri olarak, 150-200 arası filmde yer almasına rağmen bugün stentle yaşadığını ve doktorların üzüntüyü yasaklamasına rağmen geçim derdiyle boğuştuğunu belirtiyor.
Vefasızlık sinema emektarlarını nasıl etkiliyor?
Manevi desteğin eksikliği, fiziksel hastalıklardan daha ağır sonuçlar doğurabiliyor. Saadet Gürses, çocukluk arkadaşım dediği ve 30-40 yıllık dostluğu olan kişilerin dahi kendisini arayıp sormamasından büyük bir üzüntü duyuyor. Hayat pahalılığı karşısında yetinemez hale geldiğini söyleyen Gürses, sosyal medyadaki videoları sayesinde bir hayırseverin yardımıyla ayakta kalabildiğini ifade ederek, sanat camiasındaki dayanışma eksikliğine sert bir eleştiri getiriyor.
Şu an kardeşi ve kedileriyle yaşayan usta oyuncunun tek umudu, sinema veya televizyon ekranlarında kendisine yer bulabilmek. Hayatını idame ettirememesi durumunda sonunun kötü olacağını söyleyen Gürses'in bu serzenişi, aslında birçok Yeşilçam emekçisinin sessiz çığlığını temsil ediyor. Vatandaşlar ve hayranları için bu durum, bir döneme damga vurmuş isimlerin hak ettikleri saygıyı ve refahı göremedikleri gerçeğini bir kez daha yüzlere çarpıyor.
Türk sinemasında emektarların yeri nedir?
Türk sineması, özellikle 1960 ve 1970'li yıllarda dünyada en çok film üretilen merkezlerden biriydi. Saadet Gürses, henüz 5 yaşındayken Hülya Koçyiğit'in kızı rolüyle bu büyük dünyaya adım atmıştı. Sinemanın o dönemki imkansızlıklar içindeki samimiyeti, ne yazık ki modern dönemde bir endüstriye dönüşürken eski oyuncularını sistemin dışına itti. Gürses'in Baraj, Bizim Kız ve Sıralardaki Heyecan gibi yapımlardaki emeği, bugün dijital platformlarda izlenmeye devam etse de oyuncunun kendisi bu başarının meyvelerinden yararlanamıyor.
Geçmişte benzer şekilde Mesut Engin veya Yalçın Gülhan gibi birçok isim de kariyerlerinin son evrelerinde benzer yalnızlık ve ekonomik sıkıntılarla gündeme gelmişti. Saadet Gürses'in hikayesi, sanatçıların yaşlılık ve hastalık dönemlerinde devlet ve sektör paydaşları tarafından daha kurumsal bir yapıyla korunması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Uzmanlar, sanatçıların telif haklarının geriye dönük olarak düzenlenmesinin bu tarz mağduriyetleri önlemede kilit rol oynayabileceğini savunuyor.