Haber Özeti: Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, Türkiye'de her yıl 10 bin çocuğun kaybolduğu ve toplamda 100 bin çocuğa ulaşılamadığı yönündeki iddiaların tamamen asılsız olduğunu, paylaşılan rakamların aslında müracaat sonrası bulunan çocukları kapsadığını duyurdu.
Türkiye'de 100 bin çocuk kayboldu iddiası doğru mu?
Sosyal medya platformlarında hızla yayılan ve toplumda derin bir endişeye yol açan Türkiye'de 100 bine yakın çocuğun kaybolduğu iddiaları resmi makamlarca yalanlandı. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) tarafından yapılan açıklamada, söz konusu rakamların Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinin bağlamından koparılarak ve çarpıtılarak servis edildiği belirtildi. Kamuoyunda korku iklimi oluşturmaya yönelik bu paylaşımların gerçeği yansıtmadığı net bir dille ifade edildi.
Yetkililer, bahsi geçen istatistiklerin aslında kolluk kuvvetlerine yapılan kayıp müracaatlarını ve bu müracaatlar sonucunda güvenli bir şekilde bulunan çocukları temsil ettiğini vurguladı. Dolayısıyla, 100 bin rakamı bulunamayan çocukları değil, tam tersine devletin titiz çalışmalarıyla ailesine veya ilgili kurumlara teslim edilen çocukları kapsıyor. Resmi makamlar, bulunamayan çocuk sayısına dair bu tür fahiş bir istatistiğin hiçbir devlet kurumunun kayıtlarında yer almadığının altını çizdi.
TÜİK çocuk verileri ne anlama geliyor?
Geçmiş yıllardaki istatistiksel süreçlere bakıldığında, TÜİK verilerinin özellikle güvenlik birimlerine gelen ihbarların sonucunu raporladığı görülmektedir. Örneğin, 2023 ve 2024 yıllarında da benzer dezenformasyon dalgaları yaşanmış, ancak yapılan incelemelerde kayıp başvurusu yapılan çocukların çok büyük bir bölümünün 24 saat içerisinde bulunduğu kayıtlara geçmiştir. İstatistiklerdeki sayısal yoğunluğun temel sebebi, evden kısa süreliğine ayrılan veya kaçan çocukların sisteme giriş-çıkış yapmasından kaynaklanan sirkülasyondur.
Devletin ilgili birimleri, kayıp ve bulunamayan çocuk sayısı başlığı altında kamuoyuna sunulan manipülatif verilerin, toplumun kurumlara olan güvenini sarsmayı hedeflediğini bildirdi. 2026 yılı itibarıyla dijital güvenlik ve takip sistemlerinin daha da gelişmesiyle birlikte, kaybolan çocukların bulunma oranlarında geçmişe oranla ciddi bir ivme yakalandığı da bilinen bir gerçektir. Bu durum, iddiaların aksine güvenlik mekanizmalarının etkinliğini kanıtlar niteliktedir.
Vatandaşlar dezenformasyona karşı ne yapmalı?
Bu tür iddialar özellikle ebeveynler üzerinde doğrudan psikolojik bir baskı ve güvenlik kaygısı oluşturmaktadır. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, 2024 yılında da aynı içeriklerin yalanlanmasına rağmen tekrar dolaşıma sokulmasını kasıtlı bir operasyon olarak nitelendirdi. Vatandaşların, kaynağı doğrulanmamış dijital içeriklere ve anonim hesaplardan paylaşılan 'korkutucu' rakamlara itibar etmemesi büyük önem taşıyor.
Siber güvenlik uzmanları ve hukukçular, bu tarz asılsız bilgilerin yayılmasının toplumsal huzuru bozma suçu kapsamında değerlendirilebileceğini hatırlatıyor. Ailelerin, çocuk güvenliği konusunda endişeye kapılmadan önce resmi devlet kanallarından ve valiliklerden gelecek bilgilendirmeleri takip etmesi, dezenformasyonun yayılmasını engellemek adına en somut adım olacaktır.
Dezenformasyonla mücadelenin tarihsel süreci
Türkiye'de dezenformasyonla mücadele, dijital medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte stratejik bir öncelik haline geldi. Özellikle İletişim Başkanlığı bünyesinde kurulan özel merkezler, toplumsal olaylarda yayılan asılsız iddialara anlık müdahale ederek bilgi kirliliğinin önüne geçmeyi hedefliyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, daha önceki açıklamalarında hakikat merkezli bir iletişim dilinin önemine sık sık dikkat çekmiş ve 'hakikat ötesi' (post-truth) dönemin tehlikelerine karşı vatandaşları uyarmıştı.