Haber Özeti: CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in Osmaniye ziyareti sırasında 'eşim işsiz' diyerek dert yanan Emine Kılıç'ın, eşinin aslında sigortalı bir işte çalıştığı ve üzerine kayıtlı 3 adet araç bulunduğu tespit edildi. Kılıç, sözlerinin kesilerek siyasete alet edildiğini savunurken, araçların kendisine ait olmadığını iddia etti.
Özgür Özel ile görüşen kadının gerçek mal varlığı nedir?
Osmaniye'deki Karaçay konteyner kentinde CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile bir araya gelen ve ekonomik zorluklardan bahseden Emine Kılıç hakkında çarpıcı veriler ortaya çıktı. Kılıç'ın görüşme esnasında eşinin iş bulamadığını ve geçim sıkıntısı çektiklerini belirtmesine rağmen, resmi kayıtlar durumun aksini gösteriyor. Yapılan detaylı incelemelerde, Kılıç'ın eşinin aktif olarak sigortalı bir işte çalıştığı ve ailenin üzerine kayıtlı tam 3 adet motorlu taşıt bulunduğu anlaşıldı.
Söz konusu gelişme, sosyal medyada paylaşılan mağduriyet videolarının doğruluğu tartışmasını yeniden alevlendirdi. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, 6 Şubat depremleri sonrasında konteyner kentte yaşamaya başlayan Kılıç'ın, deprem öncesinde de kiracı olduğu ve şu anki beyanlarının aksine asgari ücretle de olsa düzenli bir gelire sahip oldukları belirlendi. Bu durum, siyasi liderlerin halk ziyaretlerindeki beyanların doğruluğunun teyit edilmesi noktasında yeni bir tartışma başlattı.
Emine Kılıç 3 araç ve sigorta iddialarına ne cevap verdi?
Ortaya çıkan verilerin ardından açıklama yapmak zorunda kalan Emine Kılıç, üzerine kayıtlı olan 3 aracın varlığını kabul etse de bu araçları kendilerinin kullanmadığını öne sürdü. Araçların başkaları tarafından kullanıldığını iddia eden Kılıç, asgari ücretli çalışan eşinin gelirinin yetersiz olduğunu ve sözlerinin kesilerek farklı bir algı oluşturulduğunu savundu. Elektrik ve suyunun kesildiğini iddia eden vatandaş, derdini anlatmak isterken siyasi bir çekişmenin ortasında kaldığını ifade etti.
Geçmiş yıllarda da benzer şekilde siyasi liderlerin ziyaretleri sırasında dile getirilen mağduriyet hikayelerinin, daha sonra resmi kayıtlarla çeliştiği örnekler Türkiye gündeminde sıkça yer bulmuştu. Özellikle 2021 ve 2022 yıllarındaki saha çalışmalarında benzer dezenformasyon vakaları yaşanmış, bu durum doğrulama (fact-checking) mekanizmalarının önemini artırmıştı. Kılıç'ın ifadeleri, beyan ve gerçeklik arasındaki uçurumu bir kez daha gözler önüne serdi.
Depremzede konutları ve TOKİ başvuruları nasıl etkilenecek?
Kılıç'ın açıklamaları arasında en dikkat çekici noktalardan biri de TOKİ ve sosyal konut başvurusu oldu. Konteyner kentte kalma sebeplerinin TOKİ'den çıkacak konutu beklemek olduğunu belirten Kılıç'ın bu talebi, devletin sağladığı sosyal yardımların gerçek hak sahiplerine ulaşıp ulaşmadığı sorusunu doğurdu. 3 araç sahibi bir ailenin konteyner kentte barınması ve sosyal konut talep etmesi, dar gelirli vatandaşların haklarının korunması açısından somut bir örnek teşkil ediyor.
Bu durum, vatandaşın sosyal yardım sistemine olan güvenini ve yardımların önceliklendirme kriterlerini doğrudan etkiliyor. Uzmanlar, beyan usulüne dayalı yardım taleplerinin dijital veri entegrasyonu ile daha sıkı denetlenmesi gerektiğini vurguluyor. Geçtiğimiz yıl benzer yardımlarda yapılan usulsüzlüklerin tespit edilmesiyle birçok ödemenin durdurulduğu hatırlanırken, bu yeni vakanın da yerel yönetimler nezdinde incelemeye alınması bekleniyor.
Siyasi propaganda ve dezenformasyonun arka planı
Türkiye'de siyasi liderlerin gerçekleştirdiği esnaf ve hane ziyaretleri, seçmenle bağ kurmanın en temel yolu olarak biliniyor. Ancak bu ziyaretler sırasında paylaşılan videolar, zaman zaman eksik veya yanıltıcı bilgiler içerebiliyor. Siyaset bilimciler, bu tür 'kurgu mağduriyet' veya 'yanıltıcı beyan' durumlarının, muhalefet partilerinin inandırıcılığına zarar verebileceği konusunda geçmişte de uyarılarda bulunmuştu.
İhlas Haber Ajansı'na konuşan Kılıç'ın, 'beni siyasette kullandılar' çıkışı, aslında saha çalışmalarındaki stratejik bir zafiyeti de işaret ediyor. Yetkililer, bu tür kamuoyuna açık görüşmelerde dile getirilen iddiaların hızlıca teyit edilmesinin, bilgi kirliliğini önlemek adına kritik olduğunu belirtiyor. Osmaniye özelinde yaşanan bu olay, hem siyasetin dili hem de yardımların adilliği konusunda ders niteliğinde bir vaka olarak kayıtlara geçti.