Haber Özeti: ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 62. Münih Güvenlik Konferansı'nda yaptığı açıklamada ABD'nin Avrupa ile olan kopmaz kültürel ve askeri bağlarını vurgularken, müttefiklerinden daha fazla sorumluluk beklediklerini ifade etti. Birleşmiş Milletler'in küresel krizlerdeki yetersizliğine dikkat çeken Rubio, Ukrayna ve Gazze meselelerinde Amerikan liderliğinin belirleyici olduğunu savundu.
ABD ve Avrupa ilişkilerinde yeni dönem nasıl şekilleniyor?
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih'te düzenlenen zirvede Donald Trump yönetiminin dış politika vizyonunu müttefiklerin yüzüne karşı açık yüreklilikle dile getirdi. Washington'ın bir 'yeniden inşa' sürecinde olduğunu belirten Rubio, bu sürecin gerekirse tek başına yürütülebileceğini ancak tercihlerinin her zaman Avrupalı dostlarıyla omuz omuza hareket etmek olduğunu vurguladı. ABD'nin diplomatik üslubunun sertleşebileceğini kabul eden Bakan, bu durumun Avrupa'nın geleceğine duyulan derin kaygıdan kaynaklandığını belirtti.
Rubio'nun konuşmasında en dikkat çeken kısım, iki kıta arasındaki ilişkiyi bir aile bağına benzetmesi oldu. 'Biz her zaman Avrupa'nın bir çocuğu olacağız' ifadesini kullanan Rubio, transatlantik ittifakın sadece savunma sanayii ile sınırlı kalmaması gerektiğini, yapay zeka, uzay araştırmaları ve tedarik zinciri güvenliği gibi stratejik alanlarda derinleşmesi gerektiğini savundu. Bu yaklaşım, ABD'nin kıta Avrupası'ndan sadece askeri harcama değil, teknolojik ve ekonomik bir uyum da beklediğinin işareti olarak değerlendiriliyor.
Uluslararası kurumlar küresel krizlerde neden yetersiz kalıyor?
Münih'teki konuşmasında Birleşmiş Milletler (BM) mekanizmasını sert bir dille eleştiren Rubio, kurumun Ukrayna ve Gazze savaşlarında çözüm üretemediğini iddia etti. Geçmişte 2003 Irak müdahalesi veya Balkan krizleri döneminde yaşanan 'tek taraflılık' tartışmalarını hatırlatan bu çıkış, ABD'nin uluslararası hukuk yerine kendi liderliğini ön plana çıkarma eğilimini pekiştiriyor. Rubio, sahadaki somut ateşkes adımlarının ve müzakere masalarının BM kararlarıyla değil, Amerikan diplomasisi sayesinde kurulduğunu ileri sürdü.
Dünya genelinde İran ve Venezuela gibi aktörlerin küresel istikrarı bozduğunu ifade eden Rubio, diplomatik kınama mesajlarının günümüz dünyasında karşılığı olmadığını savundu. Özellikle savunma harcamalarının GSYH içindeki payını %2 seviyesine çıkarmakta zorlanan Avrupa ülkelerine, Trump yönetiminin 'ciddiyet ve karşılıklılık' prensibi hatırlatıldı. Bu durum, önümüzdeki süreçte Avrupa savunma bütçelerinde ciddi bir artış baskısı oluşacağı anlamına geliyor.
Ukrayna ve Çin ile rekabette son durum ne?
Soru-cevap kısmında Ukrayna-Rusya savaşına değinen Rubio, barış müzakerelerinin en kritik safhasında olduklarını ancak Moskova'nın samimiyetinin henüz test edildiğini belirtti. Geçen yılın aynı döneminde Ukrayna'ya yapılan askeri yardımların hızı tartışılırken, bugün gelinen noktada 'kabul edilebilir bir barış' formülü üzerinde durulması, Batı'nın stratejik odağının kaydığını gösteriyor. Rubio, Rusya'nın şartlarının Ukrayna için kabul edilebilir olması noktasında ABD'nin garantör rolünü sürdüreceğinin altını çizdi.
Çin ile olan ilişkilerde ise dünyanın en büyük iki ekonomisinin iletişim kanallarını açık tutma zorunluluğu olduğunu hatırlatan Bakan, buna rağmen Pekin ile teknolojik rekabetin uzun vadeli ve zorlu geçeceğini öngördü. Vatandaşların cebini ve küresel ticaret yollarını doğrudan etkileyen bu rekabetin, özellikle çip krizi ve yüksek teknoloji ihracatı konularında yeni kısıtlamaları beraberinde getirmesi bekleniyor.
Transatlantik ilişkilerin tarihsel arka planı nedir?
İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan NATO ve Marshall Planı ile temelleri atılan modern ABD-Avrupa ilişkileri, tarihinin en büyük sınavlarından birini veriyor. Soğuk Savaş döneminde Sovyet tehdidine karşı 'koruyucu abi' rolünü üstlenen ABD, 2026 yılı itibarıyla bu ilişkiyi daha dengeli bir ortaklığa dönüştürmek istiyor. Uzmanlar, Rubio'nun 'çocuk' benzetmesinin aslında duygusal bir bağdan ziyade, Avrupa'yı ortak sorumluluğa çağıran stratejik bir retorik olduğunu ifade ediyor.
Eski Dışişleri Bakanlarının 'stratejik özerklik' tartışmalarına atıfta bulunan Rubio, Avrupa'nın kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir yapı olmasının ABD'nin çıkarına olduğunu savunuyor. Bu durumun somut etkisi, Avrupa ülkelerinin enerji bağımlılığını azaltma ve kendi savunma sanayilerini yerlileştirme süreçlerini hızlandırması olarak karşımıza çıkacak.