Haber Özeti: Görevden uzaklaştırılan Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın makam şoförü Mehmet Ataş, mahkemede belediyeye banka dışı yollarla elden kayıt dışı paralar geldiğini ve talimatla ödemeler yaptığını itiraf etti. Davada ayrıca Akpolat'ın 'kasası' olduğu iddia edilen Rabil Artan da lüks villa tartışmalarına ilişkin savunma yaptı.
Beşiktaş Belediyesi'ndeki kayıt dışı para trafiği nasıl işliyordu?
Kamuoyunda büyük yankı uyandıran Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davasında, görevinden uzaklaştırılan tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın makam şoförü Mehmet Ataş, mahkeme heyetine çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ataş, belediye bünyesinde banka kayıtlarına girmeyen, tamamen elden yürütülen bir para trafiği olduğunu belirterek, kendisine verilen talimatları sorgulamadan yerine getirdiğini ifade etti. Bu paraların kaynağını bilmediğini savunan Ataş, ödemelerin kapalı paketler halinde özel kalem müdürü aracılığıyla kendisine ulaştırıldığını dile getirdi.
Şoförün ifadeleri, yerel yönetimlerdeki denetim mekanizmalarının nasıl devre dışı bırakıldığına dair ciddi soru işaretleri doğurdu. Mehmet Ataş, MASAK raporlarına yansıyan transferlerin kendisine ait olmadığını, tamamen Rıza Akpolat'ın kişisel harcamaları ve talimatları doğrultusunda gerçekleştiğini vurguladı. Özellikle lüks yaşam harcamaları ve ailevi ödemelerin bu elden gelen paralarla finanse edildiği iddiası, dosyanın seyrini değiştirecek nitelikte bir gelişme olarak kayıtlara geçti.
Acarkent'teki lüks villa ve yat iddiaları gerçeği yansıtıyor mu?
Duruşmanın en dikkat çekici anlarından biri, mahkeme başkanının Acarkent'teki villa ile ilgili sorusu üzerine yaşandı. Şoför Ataş, Rıza Akpolat'ın çocuklarına hitaben "Artık burada oturacağız" dediğini bizzat duyduğunu iddia etti. Bu beyan, daha önceki yolsuzluk soruşturmalarında sıkça rastlanan, mal varlığının başkaları üzerine yapılması veya gizli kullanımı yöntemlerini hatırlattı. Türkiye'de geçmiş yıllarda benzer belediye operasyonlarında, lüks konutların ve araçların üçüncü şahıslar üzerinden finanse edildiği vakalar Sayıştay raporlarına da sıkça konu olmuştu.
Öte yandan, davada Akpolat'ın "kasası" olduğu öne sürülen iş insanı Rabil Artan, 22 milyon liralık evin kendi emeğiyle alındığını savunarak suçlamaları reddetti. Artan, Akpolat’ın eski eşinin bu evde kalmasını bir "yardımlaşma" olarak nitelendirdi. Ancak yargı mensupları ve uzmanlar, bu tür "emanetçi" modelinin suç gelirlerinin aklanması noktasında kritik bir veri olduğunu belirtiyor. 2025 yılındaki benzer rüşvet ve usulsüz ihale davalarıyla karşılaştırıldığında, bu davanın 200 sanıklı devasa yapısı yolsuzluğun organizasyonel boyutunu gözler önüne seriyor.
Belediye başkanlarının tutuklanması vatandaşı nasıl etkileyecek?
Aralarında Zeydan Karalar, Utku Caner Çaykara ve Oya Tekin gibi isimlerin de bulunduğu çok sayıda belediye başkanının aynı iddianameyle yargılanması, yerel yönetim hizmetlerinde aksamalara yol açma potansiyeli taşıyor. Kayyum atamaları veya görevden uzaklaştırmalar, özellikle İstanbul ve Adana gibi metropollerde ihale süreçlerinin ve sosyal projelerin duraklamasına neden olabiliyor. Vatandaşlar için bu durum, belediyeden beklenen hizmetlerin gecikmesi ve kamu kaynaklarının verimli kullanılamaması anlamına geliyor.
Hukukçular, rüşvet ve ihale fesadı iddialarının kanıtlanması durumunda ağır hapis cezalarının kapıda olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle Mehmet Ataş gibi kritik isimlerin "talimat aldım" şeklindeki savunmaları, suçun şahsiliği ilkesi ile örgütlü suç kapsamı arasında ince bir çizgide duruyor. Uzmanlar, yerel yönetimlerde şeffaflığın artırılması için dijital takip sistemlerinin ve sıkı denetimlerin şart olduğunu yıllardır dile getirse de, elden para trafiği gibi yöntemlerin hala kullanılabilmesi sistemdeki açıkları kanıtlıyor.
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının tarihsel süreci nedir?
Türkiye'de yerel yönetimlere yönelik yolsuzluk operasyonları 90'lı yıllardan bu yana siyasetin ana gündem maddelerinden biri olmuştur. Geçmişte İSKİ Skandalı gibi vakalarla sarsılan belediyecilik anlayışı, günümüzde daha karmaşık finansal ağlar ve şirket yapısı üzerinden yürütülen iddialarla karşı karşıya. İhlas Haber Ajansı verilerine göre, son iki yıl içinde rüşvet ve usulsüzlük gerekçesiyle görevden alınan yetkili sayısında belirgin bir artış gözleniyor.
Eski İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin daha önceki raporlarında belirttiği üzere, "kayıt dışı bağış" veya "hizmet karşılığı elden ödeme" gibi uygulamalar, belediyelerin en zayıf karnını oluşturuyor. Bu dava, sadece bir rüşvet operasyonu değil, aynı zamanda siyasetin finansmanı ve yerel güç odaklarının ilişkiler ağını deşifre etmesi bakımından tarihsel bir önem taşıyor. Mahkemenin bir sonraki aşamasında, elden gelen paraların hangi şirket veya şahıslardan çıktığının tespit edilmesi bekleniyor.