Haber Özeti: Garanti BBVA, 3,5 milyar TL'ye yaklaşan tahsili gecikmiş alacaklarını 440 milyon TL karşılığında üç farklı varlık yönetim şirketine satarak bilançosundan çıkardı. Bu işlem, bankanın sermaye yeterliliği rasyosunu koruma ve operasyonel verimliliği artırma stratejisinin bir parçası olarak kaydedildi.
Garanti Bankası Alacak Satışı Detayları Nelerdir?
Türkiye Garanti Bankası A.Ş. (GARAN), 19 Şubat 2026 tarihinde Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yaptığı bildirimle, Ocak ayı sonu itibarıyla takipteki krediler portföyünde yer alan devasa bir alacak kalemini devrettiğini duyurdu. Banka; kredi kartı, destek kredisi, çek hesabı ve kredili mevduat gibi farklı türlerdeki, toplam anapara ve faiz bakiyesi yaklaşık 3,5 milyar TL olan beş ayrı portföyü satışa çıkardı. Yapılan ihale sonucunda bu alacaklar, toplam 440 milyon TL bedelle Gelecek Varlık Yönetimi, Emir Varlık Yönetim ve Birikim Varlık Yönetim şirketlerine devredildi.
Bankacılık sektöründe bu tür işlemler, genellikle bilançonun "toksik" varlıklardan arındırılması amacıyla gerçekleştirilir. Garanti BBVA'nın bu hamlesi, özellikle bireysel kredi ve kredi kartı borçlarındaki artışın yaşandığı bir dönemde, bankanın enerjisini yasal takip süreçleri yerine yeni kredi hacmi yaratmaya odaklamasını sağlıyor. Banka, 440 milyon liralık bu nakit girişiyle beraber, takipteki alacaklar için ayırdığı karşılıkları da serbest bırakarak net kârlılığına dolaylı bir katkı sağlamış olacak.
Banka Neden Zararına Alacak Satışı Yapar?
Birçok okuyucunun aklına gelen "3,5 milyar liralık borç neden 440 milyon liraya satılır?" sorusunun cevabı, bankacılık matematiğinde ve BDDK düzenlemelerinde gizlidir. Bankalar, 90 gün boyunca ödenmeyen kredileri takibe almak ve bunlar için yüksek oranlarda karşılık ayırmak zorundadır. Bu durum bankanın sermayesini bağlar ve yeni kredi verme iştahını azaltır. Geçtiğimiz yılın Eylül ayında da Garanti BBVA benzer bir hamleyle 1,69 milyar liralık alacağını 279,2 milyon TL’ye satmıştı; bu yılki rakamların büyüklüğü, devredilen portföyün hacminin neredeyse iki katına çıktığını gösteriyor.
Varlık yönetim şirketleri ise bu alacakları satın alarak borçlularla uzun vadeli yapılandırma süreçlerine girerler. Banka için bu işlem, "tahsil edilememe riskini" tamamen devretmek ve masraflı yasal takip süreçlerinden kurtulmak anlamına gelir. Ünlü ekonomist Mahfi Eğilmez'in daha önceki değerlendirmelerinde belirttiği gibi, bankalar bu satışlarla özkaynaklarını korumayı ve sermaye yeterlilik rasyosunu regülasyonlara uygun seviyede tutmayı amaçlar. 2026 yılı başında kredi kartlarında takibe dönüşüm oranının yüzde 4,8 seviyesine ulaştığı göz önüne alınırsa, bu tür satışların önümüzdeki dönemde diğer bankalar tarafından da hızlandırılması beklenmektedir.
Borçluları ve Vatandaşı Bu Süreç Nasıl Etkiler?
Borcu varlık yönetim şirketine devredilen vatandaşlar için artık muhatap banka değil, ilgili varlık yönetim şirketidir. Bu durumun somut etkisi, borçlunun artık bankanın şubesiyle değil, profesyonel borç yönetim ekipleriyle görüşecek olmasıdır. Genellikle varlık yönetim şirketleri, bankalara göre daha esnek ödeme planları ve anapara üzerinden yapılan indirimlerle borcun kapatılması yönünde teklifler sunarlar. Ancak bu devir, borcun silindiği anlamına gelmez; aksine yasal takip süreci artık uzmanlaşmış kurumlar eliyle yürütülür.
Ekonomik konjonktürde faizlerin yüksek seyrettiği ve likiditeye erişimin zorlaştığı dönemlerde, bankaların aktif kalitesini koruması finansal sistemin istikrarı için hayati önem taşır. BDDK verilerine göre 2026 başı itibarıyla sektör genelinde takibe düşmüş kredilerin bir yılda neredeyse iki katına çıkması, bankaları bu tarz toplu satışlara yönelten en büyük etkendir. Vatandaş açısından ise bu durum, bankaların kredi limitlerini daha sıkı denetlemesine ve riskli gördükleri gruplara karşı daha temkinli yaklaşmasına yol açabilir.
Bankacılıkta Alacak Satışının Tarihsel Süreci
Türkiye'de varlık yönetim sektörü, özellikle 2001 krizinden sonra bankacılık sisteminin rehabilitasyonu için kritik bir araç haline geldi. İlk başlarda daha çok ticari krediler odaklı olan bu piyasa, son 10 yılda bireysel kredilerin ve kredi kartlarının ağırlık kazandığı bir yapıya büründü. Bankalar, bilançolarındaki donuk alacakları temizleyerek uluslararası derecelendirme kuruluşları nezdindeki rasyolarını iyileştiriyorlar. Bu strateji, sadece Türkiye'de değil, Avrupa ve ABD merkezli bankacılık ekollerinde de aktif kalitesini yönetmenin en yaygın yolu olarak kabul ediliyor.