Haber Özeti: Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, şırdan, mumbar ve kelle gibi sakatat ürünlerini stratejik birer turizm enstrümanına dönüştürmek amacıyla kapsamlı bir tanıtım atağı başlattı. Bu hamle, geleneksel Türk mutfağındaki sıfır atık felsefesini modern gastronomi turizmiyle birleştirerek bölge ekonomisine katma değer sağlamayı hedefliyor.
Sıra Dışı Lezzetler Gastronomi Turizmini Nasıl Etkileyecek?
Adana'nın gastronomi dünyasındaki yeri sadece kebapla sınırlı kalmıyor. Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (ATÜ) tarafından hayata geçirilen "Türkiye'nin Sıra Dışı Lezzetleri" projesi, sakatat kültürünü uluslararası arenada bir çekim merkezi haline getirmeyi amaçlıyor. Özellikle şırdan, mumbar, kelle ve paça gibi ürünlerin bilimsel bir perspektifle ele alınması, bu lezzetlerin sadece yerel birer öğün değil, dünya genelinde merak uyandıran "strange food" (sıra dışı yiyecek) kategorisinde pazarlanmasını sağlayacak.
Üniversite bünyesinde gerçekleştirilen basın tanıtımında, bu ürünlerin kültürel derinliği ve sürdürülebilirlik boyutu vurgulandı. Gastronominin çok disiplinli bir bilim dalı olduğunu hatırlatan yetkililer, bu girişimin Adana'ya gelen turist profilini çeşitlendireceğini öngörüyor. Geçtiğimiz yıllarda UNESCO Gastronomi Şehri unvanı için yapılan çalışmalarla ivme kazanan Adana mutfağı, bu yeni stratejiyle turist başına düşen harcama miktarını artırmayı planlıyor.
Sakatat Ekonomisi Geçmişe Göre Nasıl Bir Değişim Gösteriyor?
Geçmiş yıllarda daha çok yerel halkın tükettiği ve ekonomik bir protein kaynağı olarak görülen sakatatlar, günümüzde gurme birer deneyime dönüşmüş durumda. 2020'li yılların başında Adana genelinde günlük şırdan tüketimi yaklaşık 30 bin adet civarındayken, sosyal medyanın ve gastronomi festivallerinin etkisiyle bu rakamın günümüzde katlanarak arttığı biliniyor. ATÜ Rektörü Prof. Dr. Adnan Sözen, bu lezzetlerin aslında birer kıtlık dönemi mucizesi olduğunu ve ecdadımızın kaynakları ne kadar verimli kullandığının somut bir kanıtı olduğunu ifade ediyor.
Sıfır atık felsefesinin mutfaktaki en eski karşılığı olan bu ürünler, modern dünyada yükselen sürdürülebilirlik trendiyle de tam uyum sağlıyor. Hayvanın her parçasını değerlendiren Anadolu mutfağı, bugün Avrupa'daki prestijli restoranların da radarına girmiş durumda. Bölgedeki işletmeciler, sakatat fiyatlarının son yıllarda artan taleple birlikte %200'ün üzerinde değer kazandığını, bunun da doğrudan yerel besici ve esnafın gelirine yansıdığını belirtiyor.
Sıra Dışı Lezzetler Vatandaşın Cebine ve Turizme Nasıl Yansıyacak?
Gastronomi turizminin canlanması, Adana genelindeki hizmet sektöründe doğrudan bir istihdam artışı anlamına geliyor. Özellikle şırdan ve mumbar gibi el işçiliği gerektiren ürünlerin hazırlanma süreci, bölgedeki ev kadınları ve küçük esnaf için önemli bir gelir kapısı oluşturuyor. Uzmanlar, gastronomi turizmi için gelen bir turistin, standart bir turiste göre yaklaşık 1.5 kat daha fazla harcama yaptığını vurguluyor. Bu da Adana ekonomisinin sadece sanayi ile değil, kültürel mirasıyla da kalkınması demek.
Ayrıca bu tür akademik destekli tanıtımlar, gıda güvenliği ve standartlaşma konusunda da önemli bir rol oynuyor. Üniversite onaylı tanıtımlar sayesinde hijyen standartlarının yükselmesi, yabancı turistlerin sakatat tüketimine olan önyargısını kıracaktır. Bu durum, uzun vadede Adana havalimanı ve konaklama tesislerindeki doluluk oranlarını, özellikle gurme turlarının yoğunlaştığı bahar aylarında zirveye taşıyabilir.
Gastronomi Turizminde Bilimsel Yaklaşımın Önemi Nedir?
Anadolu mutfağı, asırlardır süregelen bir birikimin ürünüdür ve bu birikimin bilimsel platformlarda temsil edilmesi, kültürel mirasın korunması adına kritik bir adımdır. Prof. Dr. Adnan Sözen, uluslararası literatürde bu ürünlerin doğru tanımlanmasının önemine dikkat çekerek, mutfak kültürümüzün bir hayatta kalma sanatı olduğunu belirtiyor. Geçmişte Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinin de vurguladığı gibi, Türkiye'nin her bölgesinin kendine has bir "hikaye" yaratması gerekiyor ve Adana, sakatat kültürüyle bu hikayeyi en güçlü yazan şehirlerin başında geliyor.
Tarihsel sürece bakıldığında, Roma döneminden Osmanlı'ya kadar sakatatın saray mutfaklarında ve halk sofralarında özel bir yeri olduğu görülmektedir. Günümüzde bu mirasın modern sunum teknikleriyle harmanlanması, Türkiye'nin 2028 turizm hedefleri arasındaki gastronomi payını büyütme stratejisinin en önemli parçalarından biri olarak değerlendirilmektedir.